...:::: turk forum ::::...

bilgi paylaştıkça güzeldir
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hayvanlar düşünür mü?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mhur@d
Administratör
Administratör
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1735
Yaş : 32
Nerden : Bursa
Kayıt tarihi : 05/06/08


Popülerlik puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Hayvanlar düşünür mü?   Salı 8 Tem. - 8:25

Düşünme 'ben' bilinciyle oluşur. Hayvanlarda var mıdır, insanlarda kaç yaşında başlar?



Atlas Dergisi/ Mustafa Cemal

Dahi
papağan Alex, geçtiğimiz eylül ayında 31 yaşında öldü. I.
Pepperberg'in, Boston Brandeis Üniversitesi'nde 1977 yılından bu yana
yürüttüğü araştırmalarda, bu gri Afrika papağanı hayvanlarda konuşma ve
düşünme yeteneği üzerine çarpıcı davranışlarıyla bilim dünyasının
ilgisini üzerine çekmişti.(1)


Alex,
bildiği sözcükleri birleştirmek yoluyla yeni adlar üretebiliyordu.
Örneğin, muz ve kirazı çağrıştırdığından kırmızı elma istemek için
'muzkir' gibi daha önce duyulmamış adlar üretebiliyordu ('banana' ve
'cherrie' den 'banerry'). Yüz elli sözcüğün üzerine çıkan sözcük
haznesi düşünülürse, yeni sözcük üretme yeteneğiyle birlikte anlatım
gücünün ne denli yükseldiği hayal edilebilir.(2)
Büyük küçük gibi karşılaştırmalar yapabiliyor, renkleri adlarıyla ayırt
edebiliyordu. Altıya kadar sayabildiği gibi, insanlık için bulunuşu
1200 yıl öncesine uzanan, sıfır sayısının anlamını kavramış gibi
davranabiliyordu. Örneğin tablada 'kaç tane kırmızı küp var' sorusunu,
böyle bir küp bulunmadığından, 'yok' diye yanıtlayabilmişti. Böyle bir
yanıtı şempanzeler gibi yüksek memeliler verebilse de Pepperberg'e göre
Alex, sayısal yokluğu anlayan ve bunu önceden öğretilmeden yapabilen
ilk kuş.
Yaşadığımız çağda, doğa toplum ayrımını keskinleştirdikçe insanla
hayvan sürekliliğini unuttuk, oysa Charles Darvin'in (1809-1882)
zamanında böyle değildi. İnsanın Yükselişi kitabında 'insanla yüksek
memelilerin zihinsel yetileri arasında temel bir ayrım' bulunmadığını
yazmıştı. Bugün, daha çok primatlarda aranan soyutlama yetisinin
yunuslarda da bulunması, papağanlardaki konuşma yetisinin anlamsız bir
taklit (mimicry) değil tersine yeni ifadeler üretebilen bir öykünme
(imitation) olması ve başka bulgular öbür hayvanların da düşünüp
düşünmediklerini yeniden sorduruyor.

Aslan gövdeli, insan başlı, yılan kuyruklu ünlü Gize sfenksi.


Özcan Yüksek

Gündelik yaşamımızda sanı, kanı, kaygı, tasa, tasarlama, kararlaştırma
için pek ayrım gözetmeden 'düşünme' sözcüğünü kullanırız. Bir bakıma
bu, düşünmenin hemen her eylemimize girmiş olmasıyla, gün boyu sayısız
karar vermek, küçüklü büyüklü planlar kurmak durumunda kalmamızla
ilgilidir. İnsan düşüncesinin kaba karakterini anlamak için
söylencelerdeki bulmacalar ipucu verebilir. Bir Yunan söylencesinde,
Mısır'ın Gize kentindeki 73 metre uzunluğunda ve 20 metre
yüksekliğindeki aslan gövdeli sfenks gibi duran ama kuyruğu yılan,
kolları kuş kanadı, kadın göğüslü bir sfenks, Thebe kentini
korumaktadır. Kente gelene bir bulmaca sormakta, bilirse geçmesine izin
vermekte değilse hemen öldürmektedir. Bulmaca şöyle: 'Gündüz 4 ayaklı,
öğlen iki ayaklı, gece üç ayaklı olan nedir?' Söylencenin kahramanı
Oedipus, 'insan' der, çünkü bebekliğinde emekler, büyüdüğünde yürür,
yaşlandığında baston kullanır. İlk kez doğru bir yanıt alan dev sfenks
kendini öldürür.
Düşünce başlangıçta, öyküdeki gece ve yaşlılık arasındaki gibi metafor
dediğimiz benzerliklerle işler. Darvin'in çiftçilerin, daha istenir
bitki ve hayvan türleri elde etmek için yaptıkları içdölleme ile yeni
türlerin oluşumu arasında yaptığı benzetme de bu türdendir. Darvin'in
analojisinde çiftçinin yerini doğal seçilim almıştır. Düşünmenin temel
unsuru olan kavramlar, benzerlikleri veya ayırt edici öğeleri
saptayarak öbür şeylerden ayırmak yoluyla oluşturulmuş 'kategori'lerdir
(Yunanca avluda toplanma demek, kata- + agora). 'Düşünmek nedir' diye
sorulsa, bunun yanıtını hemen veremesek de, bu kategorilerle veya
şeylerin zihnimizdeki temsilleriyle düşündüğümüzü fark ederiz. Papağan
da 'Kırmızı renkli kaç tane var' diye sorulduğunda yanıtlarken benzer
bir yol izler.
İşte insan tam bu noktada öbür hayvanların yapamadığı bir şey başarır:
Yalnızca şeyleri birbirinden ayırmakla kalmaz kendini de başka her
şeyden ayırarak soyutlayabilir.



Alex, sözcükleri birleştirebiliyor.

Dekart'ın 'Düşünüyorum öyleyse varım, (cogito, ergo sum) deyişi bunu
iyi anlatır. Çünkü gerçekten, düşünmeden söz edebilmek için benin ayırt
edilmesi, yani düşünenin kendi varlığını bilmesi gerekir ve tersine
ancak kendini ayırt edebilen düşünebilir. Hayvanlarda kendini bilme
yetisinin bulunabileceğine ilişkin en iyi ip ucunu psikoloji,
primatoloji gibi bilim dallarında kullanılan ayna testi vermektedir. Bu
testlerde, hayvanların çoğu aynadaki görüntülerini tanıyamıyorlar.
Bazısı ilgisiz kalıyor hatta bazısı yabancı hayvan diye saldırıyor.
Kuyruksuz maymun türleri, filler gibi bazısı ise aynayı, göremedikleri
nesneleri görmek için araç olarak kullanabilmelerine rağmen kendi
görüntülerini tanıyamıyorlar. Buna karşılık örneğin şempanze, aynada
gördüğü kaşlarının arasında boyanmış kırmızı lekeyi elini kendi yüzüne
götürerek silmeye çalışıyor ve sonra da parmağını inceliyor (Gordon
Gallup). Bonobo, orangutan, goril gibi insansı maymunlar ve yunuslar
kendini aynada tanıyabilmektedir ama bunu kalıcı ve süreğen
yapamıyorlar. Örneğin, şempanzelerin ancak yüzde 43'ünün,
orangutanların yüzde 50'sinin, gorillerin ise yüzde 31'inin başardığı
gözlenmiş.
Böyle bir tanıma insanda, ancak on beş ayı tamamladığında ortaya
çıkıyor. Kişi adıllarını kullanabilmesi için ise sekiz dokuz ay daha
gerekiyor. Benzer bir test 2-3 yaş arasındaki çocuklara uygulandığında
(Daniel J. Povinelli), çoğu alınlarına yapıştırılmış bandı çıkarıyor.
Ama iki üç dakika önce kaydedilmiş görüntüleri gösterildiğinde,
çocukların yalnızca üçte biri gördükleri şerit ile o sırada kendi
alınlarında yapışık duran şerit arasında bağlantı kurarak alnındakini
sökebiliyor. Bu testten başarıyla geçmek ancak 4 yaşında olanaklı
oluyor.


Bu
yaşla birlikte şimdiki ben, geçmişteki benle ilişkileniyor ve bununla
beraber gelecekte de sürecek kalımlı bir ben bilinci doğuyor. İşte
hayvanda ve çok küçük çocukta eksik olan budur.
Elma diyebilmek için armudu olumsuzlamak zorundayız. Sözcüklerin tarihi
bu olumsuzlamalarla oluşur. Konuştuğumuz her sözcük, geçmiş
olumsuzlamalar yoluyla oluşturulmuş genellemelerdir. Dil hep
genellemelerle işlediğinden, dil içinde geçmişte yaşarız.
Anımsanamayacak kadar uzun bir geçmişin bilgisi dil yoluyla sonraki
kuşaklara aktarılır.


Zaten,
soyutlama yeteneğini düşünme yeteneğine döndüren, kategorilerin aslında
geçmişte olmuş bitmiş olumsuzlamalar silsilesinin izi olarak zihinde
yaşamlarını sürdürmesidir. Bunun için ilk gereken 'ben' soyutlamasıdır.
Dolayısıyla bu aynı zamanda dilin başlangıcıdır. Çünkü bildiğimiz her
dil, aslında özne ve yüklemi bağlayan bir 'ben' dilidir. Tümcenin
öznesi gibi yüklemi de, tarihi olumsuzlamalar olan bir olumsuzlama
olarak genellemedir. Genellemeler, geçmişe ait olan bilginin geleceğe
aşırtılması yoluyla evrensellik, tümellik kazandırıldığı ölçüde mantığı
hazırlar. Mantık dil içinden bu yolla doğar. Örneğin, 'Bütün insanlar
ölümlüdür' önermesi, yaşayanlar için geçmişin bilgisidir. Ama biz bunu
gelecekteki insanlara da aparır ve böylece, 'Ben bir insanım, o halde
ben de ölümlüyüm' vargısını ileri süreriz. Genellemeler veya tümeller,
böylece uslamlama yoluyla birey hakkında bir vargıya izin verir.
Geçmişi, şimdiyi ve geleceği kuşatması, yani bağlamdan kurtulması
sayesinde mantık, kendi üstünde bir gerekçe ve dayanak tanımaz bir
soyutluğa yükselir. Bununla birlikte, gelecek geçmişin tıpkı yinelemesi
olmadığından mantığın dayandığı genellemeler durmadan sarsılır. Bu da
değişmeyi içine almaya çalışan çeşitli mantık kuramlarının ortaya
atılmasına yol açar. Aslında, ünlü berber veya yalancı paradoksunun
gösterdiği gibi mantığı matematiksel bir disiplin haline getirme
çabaları da aynı nedenle başarısız olmuştur. Gene de mantık zihne
içkindir, ne zaman düşünmeye koyulsak mantıksız düşünemediğimizi
görürüz.


Mantık
ben demekle başlar ama zorunlulukla dilsel olduğundan toplumsal belleğe
dayanır. Öbür hayvanlar, soyutlayabilseler, sözle veya jestle
konuşabilseler bile asıl bu nedenle düşünemezler. Üstelik, bütün
evrimsel donanımına rağmen toplumsuz insan da düşünemez. Sadece
toplumlu insan bireyi, ardındaki koca bir tarihi ona taşıyan bir
toplumsal bellek biçimi olan dil yoluyla düşünebilir.
Bununla birlikte, başkasını olumsuzlayarak kendine bağlanan ve ben
demekle düşünmeye adım atan insan, ancak kendini olumsuzlayarak ve
böylece başkasına bağlanarak kendi bilincine varır: Dolayısıyla,
'cogito, ergo sum'
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turk.forumslife.com
darkshudder
Moderatör
Moderatör
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 90
Yaş : 29
Nerden : BUrsa
Kayıt tarihi : 23/06/08


Popülerlik puanı:
80/100  (80/100)

MesajKonu: Geri: Hayvanlar düşünür mü?   Çarş. 16 Tem. - 12:39

sen düşüne bilyosan hali ile onlarda düşünür pig
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Hayvanlar düşünür mü?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
...:::: turk forum ::::... :: Kültür & Eğitim & Sanat :: Bilelim - Öğrenelim-
Buraya geçin: