...:::: turk forum ::::...

bilgi paylaştıkça güzeldir
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İnanan Sarsılsa da Devrilmez

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mhur@d
Administratör
Administratör
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1735
Yaş : 32
Nerden : Bursa
Kayıt tarihi : 05/06/08


Popülerlik puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: İnanan Sarsılsa da Devrilmez   Salı 13 Ocak - 9:44

Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın;
Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz."


Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a
teveccüh sayesinde aşıl-mayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru
yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe
dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla
gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet, her şey, Âkifçe
ifadesiyle: Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete râm olmaktan
geçmektedir. Ülkede iç içe kriz yaşandığı bir gerçek; ancak, sebepleri
bili-nip, iman, ümit ve azimle karşı çıkıldığında, bu kabîl krizler
hemen her zaman aşılmış; aksine, problemler vehim ve hayallerle
köpürtülüp ya da onlar üzerinde politika yapıldığında şişmiş, bü-yümüş,
olduğunun üstünde bir görünüme ulaşmış ve psikolojik tahribatıyla
içinden çıkılmaz hâle gelmiştir.

Günümüzde, tarihî tekerrürler devr-i dâimlerinden biriyle daha karşı
karşıya bulunuyoruz; her tarafta üst üste felâketler, her yerde toplumu
sarsan musibetler; depremler, seller, yangınlar, trafik faciaları ve
bilmem daha ne belâlar.! sonra değişik türden zulümler, istibdatlar,
komplolar, cinayetler, vicdanlara baskılar.. ve onca mazlumiyetlere,
mağduriyetlere rağmen “belâ-yı dertten” ah etmeyen iradesizler,
sessizler.. buna karşılık insanlara zulüm ve gadirde bulunan,
zulmederken de ağlayıp-sızlayıp mazlumu haksız göstermeye çalışan
şarlatan zalimler.. değişik sâiklerden ötürü her zaman öfkeyle
oturup-kalkan muvazenesiz yığınlar; onları her an biraz daha şiddete,
hiddete iten farklı çevreler: mütegallipler, vurdumduymazlar, idare
bilmezler ve tahrikçiler.. aldatmayı akıllılık, hırsızlığı mârifet
sayan hortumcular; hortumculardan pay alan fırsatçılar.. teşriî
masûni-yete sığınan haramhor ahlâkzedeler.. tekvînî masûniyet (!)
gücünü “Hak kuvvettedir.” deyip so-nuna kadar kullanan Yezid ve
Şimirzâdeler.. rüşvetçiler, irtikâpçılar, ihtilâsçılar, silah
kaçakçıları, uyuşturucu şebekeleri ve uyuşturucular.. ve daha adı
konmamış ne mel’un organizasyonlar..!

Evet, bugün hemen her bucakta ürperten bir hazan.. ve her yerde insanî
değerler ayaklar al-tında; ne insana saygı var ne de evrensel
değerlere. Üç-beş tane saygılı gibi davranan bulunsa da, onlar da
gösterdikleri saygıya ücret peşinde. Kitleler, her kesimiyle hemen her
yerde yığın telâkki edilmekte; yığınların hâli ise en acı şekliyle
gelip yüreklere oturmakta. İş-aş-ekmek vaadi, seçim zamanlarında sıkça
duyulan sözlerden. Bugüne kadar onunla da yüz yüze görüşüp tanışma
imkânı olmadığından şimdilerde o türlü vaatlere de kimse itibar
etmiyor. Her yerde ilim, Allah’a emanet!. mârifet, Kafdağı’nın
arkasında.. sanat, ideolojilere kavaslık yapıyor.. pek çoğu itibarıyla
ilim yuvaları taklide teslim.. hakikat aşkı, ilim tutkusu, araştırma
şevki, iltifat görmeyen gayretler.. iltifat görmeyen bir kısım
gayretler de ihtimal birer hobiden ibaret.. bugünümüzü-yarınımızı
emanet edeceğimiz hayatî müesseselerde hayattan eser yok..
propagandalara bakınca, dünyalara yetecek kadar bir güce sahip gibiyiz;
oysaki realiteler bir kasabaya bile yetmediğimizi haykırıyor. Ahlâkî
değerler, sorumluluk duygusu, hak düşüncesi, adalet mülâhazası
açısından dünya stan-dartlarının çok çok altında olduğumuz apaçık:
Çoğumuz itibarıyla ne ar, ne hayâ, ne hakka saygı ne de düşünceye
hürmetimiz var.. Allah korkusu, fazilet hissi çoktan unutulmuş.. kuldan
utanma ise şimdilerde o can sıkan duygudan da (!) kurtulma peşindeyiz..
bir yığın kalbsizler, ruhsuzlar hâline geldiğimiz, yüzlerimizden
okunuyor; çoğumuzda ne merhamet ve şefkat hissi ne de hürmet duygusu
kaldı. Dini, diyaneti, eski püskü, partal bir müessese kabul edenlerin
sayısı hiç de az değil.. her yerde dinî duygular harap, dindarlık
makhur; her tarafta lâubâlîlik ve ahlâkî çöküntü; her yanda iç içe
hıyanet ve her bucakta âh u efgân.. insanî duygular açısından erozyona
uğramış ruhlarda hissizlik, hareketsizlik.. veya “Âlemi ben mi
kurtaracağım?” mazeretleri.. müteessir gö-nüller, heyecanlarının esiri
ve muvazenesiz.. “Gün bugündür, dem bu demdir.” diyenlerin sayısı belli
değil.. hayatını köşe dönmeye veya köşe kapmaya bağlamışların adedini
Allah bilir. Bütün bunlara karşılık azıcık duyan ve düşünen kafalar
ise, kaba kuvvetin balyozları altında inim inim.. millete hizmet
edenlerin kaderi ezilmek.. ve samimiyetle çarpan sinelere karşı her
köşe başında ayrı bir şeytanî tuzak.. şimdilik sessiz duranlara bir şey
diyen yok.. yarın, öbür gün ne olacak, onu da bekleyip göreceğiz...

Hemen her fırsatta iman, İslâm ve insanî değerlerin karşısına çıkan
marjinal fakat çığırtkan bir kesim var ki dine, imana düşman oldukları
kadar hür düşünceye, gerçek demokrasiye, insan haklarına karşı da
fevkalâde saygısızlar. Bunlar, kendilerine ters gelen her düşünce, her
görüşe karşı hemen savaş ilân etmekte; farklı görüş taşıyan hemen
herkesi karalamakta; haysiyetleriyle, şerefleriyle oynamakta, hatta baş
edemedikleri düşünceleri kontrgerillâlarla ortadan kaldırarak muhalif
her sesi kesmekteler. Hele bunların içinde öyle tipler var ki ne fikir
namusu tanırlar ne de ruh iffeti. Bugün doğru dediklerine yarın
rahatlıkla yalan diyebilir; bugün alkışlayıp göklere çıkar-dıklarını
yarın yerin dibine batırabilirler. İkiyüzlü bu fıtrat garibelerinin hiç
değişmeyen bir yanları varsa o da, her zaman yüzüp gezmeleri ve her
zaman yılan gibi zehirlemekten lezzet almalarıdır. Hele bazılarında bir
küfür yobazlığı var ki hiç sorma!. ne Allah bilir ne de Peygamber
tanırlar.. bunlar, basiretleri açısından kördürler görmezler, kulakları
sağırdır işitmezler.. ne ruhla münase-betleri vardır, ne de beyinle
ciddî bir alâkaları, ne Allah’a karşı saygı taşırlar, ne de Peygamber
hürmeti bilirler.. çoğu öyle mük’ap cahildir ki; bilmezler,
bilmediklerini de bilmezler, ama kendile-rini bilir sanırlar.

Hâsılı, bugün, olmamasını arzu ettiğimiz ne kadar menfilik varsa her
yerde diz boyu, hatta ondan da öte; yıllardan beri milletçe
beklediğimiz şeylere gelince, onlardan da hiç mi hiç haber yok. Manzara
bu olunca, ümitten, azimden söz etmek de oldukça zor; ama biz milletçe
bu zoru aşma mecburiyetindeyiz. Bugün başımıza gelenler, gelecekte de
katlanarak karşımıza çıkabilir.. ülke bir baştan bir başa mezaristan
hâlini alabilir.. milletin azmi, ümidi, tıpkı bir kefen gibi onun
başına geçirilebilir.. ırmaklar Revân Nehri’ne, çöller Kerbelâ’ya,
düşmanlar Şimir’e, aylar Muharrem’e dönüşebilir.. kundaklamayı
kundaklamalar takip edebilir.. dev yangınlar olabilir, yangınlar
evlerimizin-barklarımızın yanında, beklentilerimizi, plânlarımızı da
kül edebilir.. dost-düşman herkes bizi yalnız bırakabilir; yalnız
bırakmaktan da öte, hiç ummadığımız kimselerce arkadan
hançerlenebiliriz. Evet, işte düşmanların böyle esirip köpürdüğü,
dostların vefasızlık gös-terip bizi bütün bütün terk ettiği durumlarda
dahi kat’iyen teslim olmamalı, eğilmemeli; iman ve ümitlerimize
dayanarak dimdik ayakta durmalı ve bir küheylan gibi hız kesmeden
çatlayıncaya kadar koşmasını bilmeliyiz.

Hatta hâlihazırdaki fecâyi ve fezâyi şimdikinin kat katına ulaşsa..
etrafımız âh u efgân ile inle-se.. çevremizdeki çığlıklar gidip tâ
âsumana dayansa.. yaşanan ızdıraplar magmalar gibi köpürüp yüreklere
vursa ve bütün bir millet çaresizlikle kıvranıp dursa.. düşünen başlar
üzerinde kılıçlar kavisler çizse, beyinler balyozlarla ezilse.. dört
bir yanda sadece zalimlerin “hayhuy”u duyulsa.. en canlı, en temiz
vicdanları simsiyah bir yeis sarsa.. hanlar devrilip hânümanlar yerle
bir olsa.. ay batsa, güneş sönse, nazarlarla beraber gönüller de
karanlığa gömülse.. kuvvet gemi azıya alsa, hak kaba kuvvetin paletleri
altında kalıp ezilse.. her yerde dişli dişini gösterip gezse, zayıf
dilini tutup sessizlik murâkabesine dalsa.. bütün mukavemetsiz ruhlar
bir bir yıkılsa ve kalbzedeler üst üste devrilse...

Her şeye rağmen biz duruşumuzu, tavrımızı değiştirmeden konumumuzun
hakkını vermeli, yerimizde durmalı, herkesin başvuracağı bir güç, bir
ümit kaynağı olmalı ve sönmeye yüz tutan bütün meş’aleleri yeniden
tutuşturmaya çalışmalıyız.

Allah’a inancımız tam ise, ümit, azim, kararlılık şiarımız olmalı;
millete hizmet de vazifemiz. O kadar Hakk’a saygı duymalı ve o denli
hayatımızı başkalarının mutluluğu içinde görmeliyiz ki, yemeyip
yedirdiğimizi, giymeyip giydirdiğimizi ve kendimize rağmen yaşadığımızı
görenler, ema-nette emin bir kısım kimselerle karşılaşmanın mutluluğunu
yaşasınlar. Biz o denli nezih yaşamalı-yız ki; haramlar, gayri meşrular
değil hayatımızı, rüyalarımızın ufkunu bile kirletmemeli.. aslında
böyle bir kirlenme, kim bilir belki de hiç beklenmedik şekilde ne
irtifa kayıplarına sebebiyet veri-yordur..! Konumunun hakkını veremeyip
bulunduğu noktadan kayanların iflâh olduğu hiç gö-rülmemiştir. Kaldı ki
biz, değil bir kısım dünyevî mülâhazalar, yaşama sevdasını ya da
menfaat ve çıkar düşüncesini dahi intihar sayma konumundayız. Dahası
biz Cennet’i bile kulluğumuza gaye yapmaktan kaçınmalı ve bütün
gönlümüzü Hak rızasının engin vâridâtına bağlayarak şahsî
istek-lerimize karşı kat’î bir tavır alma durumundayız. Hiçbir zaman
almayı düşünmeden hep vermeli, geriye döneceğini beklemeden de sürekli
ihsanda bulunmalıyız.. ve “Cânân” deyip sefere azmet-tiğimiz bu
kutlular yolunda hiç ama hiç mi hiç “can” sevdasına düşmemeliyiz.

Dünden bugüne bu kutlular yoluna baş koyanlar, dört bir yanda düşmanlık
duygularının kö-rüklendiği, dost gönüllerin bile vefasızlık edip
hasımları sevindirdiği, varlığını kine, nefrete bağla-mış ruhların diş
gıcırdatıp hiddetle üzerlerine geldikleri durumlarda bile ne yeis, ne
sarsıntı, ne öfke ne de düşmanca duygularla onlara karşılık vermeyi
düşünmemiş; kötülükleri hep iyilikle savmış; fena muameleleri hüsnühâl,
yumuşak beyan ve farklı ihsanlarla rehabilite ederek, âdeta bütün
kırılmaları ve tahribatı tamire çevirmiş ve yıkma düşüncelerine yapma
hamleleriyle muka-belede bulunmuşlardır. Bu itibarla da –maâzallah– bir
gün ülkede her şey altüst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse,
yollar harap olup köprüler yıkılsa; bu insanlar paniklemeyi inanç ve
iradelerine karşı saygısızlık sayarak, yeis ve durgunluk içinde ölüm
görüntüleri sergilemektense başkalarının yaşama hislerini harekete
geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her hâlle-riyle,
yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır.

Ben inanıyorum ki, bu azim kahramanlarına, bugün olmasa da yarın
mutlaka bir inayet eli uzanacak.. yollarını kesen tipi-boran dinecek..
kar-buz eriyip gidecek ve çevrelerindeki birkaç asırlık o kupkuru
çöller Cennetlere dönecek ve mutlaka tâli’ onlara da gülecektir.

Yeis, yol kesen bir gulyabanî, acz ve çaresizlik düşüncesi ise ruhu
öldüren birer hastalıktır. Şanlı geçmişimizde yol alanlar, hep imanla,
ümitle yol almışlardır. Kendini acz ve ümitsizliğe sa-lanlar da
yollarda kalmışlardır. Hissizler, hareketsizler yol alamazlar..
uyuyanlar hedefe ulaşamaz-lar.. hele azmini, iradesini yitirenler asla
uzun zaman ayakta kalamazlar.

Şimdi, eğer yarınlarımızı düşünüyor ve dipdiri geleceğe varmayı
düşlüyorsak, yolların yürü-nerek alınabileceğini ve zirvelere azim,
irade ve plânlarla ulaşılabileceğini asla hatırdan çıkarma-malıyız.
Ulaşılmaz gibi görünen zirveler şimdiye kadar defaatle aşıldı; defaatle
yüksek tepeler az-min, iradenin ayaklarına yüz sürdü ve onlarda
ulaşılmaz şahikalara ulaşma azmini coşturdu. As-lında hangi devirde
olursa olsun yürüdüğü yolun, yöneldiği gayenin ve dayanıp bel bağladığı
kuvvetin farkında olanlar, bu şuur ve kendi iç dinamikleri sayesinde
tekrar tekrar o zirveleri aşmış ve o şahikalara ulaşmışlardır. Arz,
onların ayaklarının altında küçüldükçe küçülmüş, gökler onla-rın
irfanlarına sine açmış, mesafeler onların gayretlerine selâm durmuş ve
karşılarına çıkan engel-ler de onları hedefe taşıyan birer köprü hâline
gelmiştir.. evet, bu babayiğitler karşısında karanlık-lar her zaman
bozgun yaşamış, musibetler rahmete inkılâp etmiş, sıkıntılar kurtuluş
yolu olmuş, tazyikler de birer terakki rampası...

İşte böyle birinin bugününü bütün bütün yıksalar, o yönelir yarınlara
ve yoluna o kulvarda devam eder; yarınlarını da yok etseler, atını
mahmuzlar ve öbür günlere koşar. Baş edemezler böyle biriyle ve
edememeliler de. Zira o, imanı, azmi, ümidi sayesinde, bozgunlar
yaşadığı ya da yıkıldığı durumlarda bile hep bir başka muvaffakiyet ve
zaferin projeleriyle serinlemiştir. Ve yine böyle biri, önünde
kinlerin, nefretlerin kudurup durduğu, ufkunu üst üste karanlıkların
sardığı anlarda bile asla ümitsizliğe düşmemiş ve paniğe kapılmamıştır.
Zira o, ne sadece dün, ne bugün ne de yarındır. O bütün bu zamanların
hepsine sözünü geçirme konumunda bir “sahibülvakt” ve bir
“ibnüzzaman”dır. Bilir yaşadığı zamanın dilini, bildiği gibi dinin
ruhunu, Kitab’ının esrarını. Görüldüğü ve hissedildiği her yerde
hatırlatır Saadet Çağı’nın insanlarını. O, duyguları, düşünce-leri,
iffeti, ismeti, vefası, sadakati ve eğilip bükülme bilmeyen sağlam
karakteriyle âdeta granitten bir âbide gibidir; çevresinde her şey üst
üste devrilse –alimallah– tırnak kadar bir parçası dahi kopup düşmez.

Öyle ümit ediyoruz ki; işte bu sağlam karakter sayesinde, bugün olmasa
da yarın mutlaka, hicranla yanan sinelerin hicranı dinecek, asırlardan
beri iki büklüm yaşayanlar bellerini doğrulta-rak var olduklarını
haykıracak, zulmetlere yenik ruhlar dirilip çevrelerini saran
karanlıkları kova-cak ve herkes olağanüstü bir gayret ve performansla
kendi ruh ve mânâ köklerinin kılavuzluğun-da bütün engelleri aşarak,
özüyle bütünleşip tali’inin zirvesine ulaşacaktır.


Alıntındır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turk.forumslife.com
 
İnanan Sarsılsa da Devrilmez
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
...:::: turk forum ::::... :: Genel :: Dini Konular-
Buraya geçin: